_Ev, Stockholm polisi tarafından gözaltında tutuluyordu. Günün birinde, bir patlama oldu evde. Birkaç kişi alevler arasında hayatını yitirdi. İşin içinde kundakçılık mı vardı? Cinayet mi? Yoksa bir kaza mıydı bu? Daha önceki bir intihar olayıyla ilgisi neydi?"_
Uçan Halı Babam
✍ Scribed by Ahmet Şerif İzgören
- Publisher
- İzgören Yayınları
- Year
- 2007
- Tongue
- English
- Weight
- 190 KB
- Category
- Fiction
No coin nor oath required. For personal study only.
✦ Synopsis
Tüm bu fotoğraflara bakınca ve bu kısa, ama koca hayatı gözden geçirince bir şey farkettim. Aslında yaptığımız şey halı dokumak. Attığımız her adım. Yaptığımız her iyilik, her kötülük birer ilmek. Unutulur gider sanıyoruz. Oysa halının üzerine işleniyor. Halı bittiğinde bakıyoruz üstüne, herşey görünüyor. Doğrular, yanlışlar, hatalar, sevaplar. Birde kimimiz kilim dokuyoruz, kimimiz ipek halılar. Kiminde büyükemek var; kimi makine halısı gibi, pek bedavadan, özensiz yapılmış. Tek yaptığımız halı dokumak. Ancak bitince görürsünüz dokuduğunuz halı güzel mi, temiz mi. Başkalarına yarayacak mı? Yoksa kullan ve at mı olacak. Bu halıların yüzlerce yıllık olanı, sonsuza kadar yaşayacak olanları var. Leonardo Da Vinci'nin, Piri Reis'in halıları gibi. Babamınki belki yüzlerce yıl yaşamayacak. Ama bu kadar güzel dokunmuş, üstü bu kadar insani desenlerle bezeli, birde bu kadar güzel kokan çok az halı gördüm ben. O markalı, cicili bicili, havalı, pahalı, ama çarçabuk kir tutan, iki yılda atılan halılara benzemiyor. Çoluk çocuğunu, evini ortada bırakıp maceraya kaçanlara hiç benzemiyor. Tam bir kök boyalı Yağcı Bedir. Sizler için küçük, emek harcamış, ufak hatalar desenlerin güzelliği arasında kaybolmuş. Benim gözümde ise uçan halı. Bu sabah uyandığımda yastığımın altında plastik tabanca, şerif yıldızı ve kemer buldum. Şerif olduğum gündü gerçekten. Beni masallardaki gibi uçurdu, en değerli saatlerini bana ayırdı ve maceralar yaşattı bana. Şimdi fark ediyorum, benim babam uçan halıydı. Aslan Babam.
📜 SIMILAR VOLUMES
Devrim zamanı Rusya… Karakışı aratmayacak kadar soğuk, kasvetli bir eylül günü, tıp fakültesinden yeni mezun olmuş bir doktor, şehirde çoktan unutulmuş geleneklerin ve boş inançların hüküm sürdüğü uzak bir kasabaya gelir. Devrim, büyük şehirlerin merkezlerinde hayatı ve zihniyetleri altüst ederken,
Göçmen kuşlardır Leylekler. Her bahar Avrupa'ya gelir, yaz sonunda tekrar Afrikaya doğru yola çıkarlar. Ama bu yıl geri dönmeyecekler... Louis Antioche'un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür. Parçalanmış cesetler, nereden çıktığı belli olmayan katiller..